...
Oya Açan
"Kadınların katilleri sizlersiniz!"

Kadın cinayetleri politiktir ve erkek egemen devletin kadın düşmanı politika ve uygulamalarından beslenir. Kadın cinayetlerinin önünü belki bütünüyle alamayacağız, fakat kendimize ve özsavunmanın meşruluğuna inanmak yolun yarısıdır

Hayatı ister onlar!

Kadın işçiler patronların köleleştirme baskısına boyun eğmemek, erkek şiddetini alt etmek için örgütleniyor, direnişe geçiyor, kimi zaman grevleri sadece onlar yürütüyorlar. Çünkü onlar artık kendilerinden çalınan hayatın ilerleyen sahnelerini kenardan izlemek istemiyorlar. Varlıklarıyla anlam kazandırdıkları hayatın kendisini istiyorlar

Hanım'ın halayı

İşkenceyi, hastalığı, ölümü unutmuştu. Geriye atmıştı her acıyı ve zorluğu... Yaşam ve mücadele vardı sadece; halayda Kürt halkının destanı, hayata bakışı ve yaklaşımı vardı. Halay’da “Ölüme de tilili li tilili” vardı!

8 Mart'ta hatırladıklarım

8 Mart denince kadın işçileri düşünürüm daha çok. Eşitsizliği sürekli derinleştiren devlet şiddeti ve uygulamalar işyerinde de bırakmaz peşini işçi kadınların. Patron da devlet de, evde de işte de... hayatın bütününü kaplayan kapitalizmin özel mülkiyet dünyasının bütün baskı ve sömürü çarkları bu eşitsizliği üretir ve sağlamlaştırır

Özgürlüğün açlıkla imtihanı

İstanbul, Mardin, Adana, Mersin, Batman, Amed ve Van'da analar 50 gündür nöbette. “Bu çığlığı duyun” diye hem topluma hem de insanlığa sesleniyorlar. Bu ses herkese ulaşsın diye solukları yettiğince haykırıyorlar: "Tecride karşı ayağa kalk!"

Dün, bugün ve yarın

Toplumların tarihi aylarla, yıllarla, mevsimlerle ölçülecek kadar kısa değildir. Tarihsel oluşumda, toplumların atılımlarını, kasılmalarını, geriye düşüp ileri çıkışlarını, yenilgilerini, sabırla taş taş üstüne koyuşlarını tanımlamakta 40 yılın, insan ömrünün ne hükmü olur ki?

Onlara ölüm yok!

Rosa'dan Maria'ya, Sakine'den Lale'ye... ömrünü destan gibi yürüyen bu yürekli kadınlar bizim her adımımızla canlanıyor, biz onların ve nicelerinin yükselttiği bayrağa sarıyoruz özgürlük düşlerimizi, mücadele azmimizi

Bir yılın son günleri*

Geleceği adımlamaya genellikle umut ve coşkuyla başlanır. Özellikle kadınlar, dünyayı yerinden oynatıp çağlar boyunca yaşadıkları ezilme ve sömürüyü tarihe gömecekleri miladı işte bu muhasebenin sonuçları üzerine inşa ederler

12 GÜN

“Mahkûmlar haklarını arıyorlarmış”. Mahkûmun ne hakkı olur ki... Mahkûm işte adı üstünde, yatacak. Nerede, nasıl yattığının ne önemi var. Bizim tıfıl hemen atıldı: “Sen yattığın yeri, nasıl yaşadığını önemsiyorsun ya... Onlar neden önemsemesin!..” işte o zaman söyledi 'farkındalık' sözünü; toplumda da farkındalık yaratacaklarmış!..

Gericileşen iklimde kadınlar

Gericiliğin hedefinde toplumsal cinsiyet eşitliği var. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde körüklenen tüm şiddet biçimleri besinini erkek-devletin politika ve uygulamalarından alıyor
 

Yalnız değiliz!

Yalnız olduğumuzu düşünüyoruz ama değiliz! Yalnız olduğumuzu düşündüğümüz zaman yalnızlaşmaya başlıyoruz aslında. Yalnız değiliz oysa, kendimizi bir başına hissetmemiz bile verili düzenin bize -zorla ya da onaylatarak- içirdikleri sayesinde

"Sıradan” hayatlarımız ve sıra dışı olmayan ölümler

Eylemin değiştirici gücünün, kendimizdeki değişim ve dönüşümle birleşebildiği oranda daha büyük yaratıcılıkların, daha büyük hamlelerin, daha sonuç alıcı adımların da yolunu açacağını biliyoruz